jump to navigation

Kamu Borcu Mayıs 11, 2008

Posted by aydinonat in Uncategorized.
add a comment

Öğrenmek her zaman faydalı mıdır? Mayıs 11, 2008

Posted by aydinonat in Uncategorized.
add a comment

Öğrenmek emek ve zaman isteyen maliyetli bir iştir. Eğer öğrendikleriniz bir işinize yaramayacaksa, boşa yatırım yapıyor olabilirsiniz — ve bu size zarar verebilir. Emeğinizi ve zamanınızı işinize yarayacak şeyler öğrenmek veya işinize yarayacak şeyler yapmak için kullanarak bu hayatta daha başarılı olabilirsiniz.

Eğer bu yazıyı okuyan (okumayı öğrenen) sineklerden biri iseniz, sözüm size. Okumak siz sineklerin bir işinize pek yaramıyor, hatta bir iddiaya göre yaşam sürenizi kısaltıyormuş (muhtemelen kafayı fazla yorduğunuz için). Ama hasbelkader okumayı öğrendiyseniz, isterseniz New York Times’daki şu yazıyı da bir okuyun. Belki işinize yarar!

Eğer bu yazıyı okuyan bir insan iseniz. O zaman size de şunu söyleyebiliriz: Öğrenmek iyidir. Ama her şeyi öğrenecek kadar bol zamanınız ve enerjiniz yok. Öyleyse ne öğreneceğinize iyi karar verin.

Ya da boşverin keyfinize bakın. Nitekim, hayat kısa!

Uyku Borcunuzu Ödediniz mi? Mayıs 10, 2008

Posted by aydinonat in Uncategorized.
add a comment

Bugün öğrendim ki, diğer bütün borçlarıma bir de uyku borcu eklenmiş. Krediler, kredi kartları vesaire derken her gerçek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi borç içinde yüzüyorum. Ancak bugüne kadar hiç uyku borcum olduğunu düşünmemiştim.

Sabah uyku borcu tahsilat müdürlüğünden kapıya dayandılar. “Bizdeki kayıtlara göre geçen yıllara ait uyunmamış 3200 saat için müdürlüğümüze borcunuz var. Hemen zıbarıp uyuyun.” dediler! Eğer geçmişte uyumadığım uykuları uyumazsam ileride bir sürü sıkıntı çekecekmişim. Beynimi sis kaplayacak, görüşüm azalacak, hafızam zayıflayacakmış. Uyku borcumu ödemezsem ilerleyen yıllarda kalbim de tekleyebilirmiş…

Uyku borcumu taksitle ödemek istediysem de kabul etmediler. “Her gün bir saat fazla uyusam” dedim. Olmaz dediler. İlk önce uzun bir tatil yapıp, bol bol uyumalıymışım. Vücudum ancak bundan sonra tekrar dengeye gelip doğal uyku düzenine yakınsayabilirmiş. Sizin anlayacağınız uyku borcumuz biriktiyse bir an önce kendimize bol bol uyuyacak bir zaman ayırmamız gereliyormuş. Ancak ondan sonra kalan borcu taksitlendirebiliyorlarmış.

Google’dan baktım. Uyku borcu tahsilat müdürlüğü, vücudumuzun içinde bir yerdeymiş. Yani aslında kendimize borçlanıyormuşuz az uyuyarak. Borcumuzu ödemediğimizde de içeriden sıkı ceza kesiyormuş vücut. Bir teoriye göre günde kaç saat uyumamız gerektiği genlerimiz tarafından belirleniyormuş. Kimimize 8 saat uyku yeterken kimimiz 6 saat uykuyla yetinebiliyormuş. İşte genlerimizin belirlediği bu uyku limitinin altında uyuduğumuzda borçlanıyormuşuz ve vücudumuza ciddi zararlar vermeye başlıyormuşuz.

Yıllardır az uyku ve bol kahve ile yaşayan biri olarak bu uyku borcu meselesini öğrenmek beni pek sevindirmedi doğrusu. Üstelik gelecek günlerde de borcumu ödeyebileceğimi sanmıyorum. Umarım genetik kodum beni 5-6 saat uykuya programlamıştır… (Gen mühendisleri odası uyuyor mu?)

Scientific American‘da yayınlanan makale konuyu daha detaylı bir biçimde anlatıyor. Okumak isterseniz buraya tıklayın!

[Yazıdaki resim: Pablo Picasso - Sleeping Woman]

Pembe Diziler ve Doğurganlık Mayıs 9, 2008

Posted by aydinonat in İktisat ve Hayat.
add a comment

Alberto Chong, Suzanne Duryea ve Eliana La Ferrara adlı iktisatçılar pembe dizilerin doğurganlık üstündeki etkilerini araştırmışlar. Soru şu, acaba Brezilya’daki ortalama aileden daha küçük ailelerin yaşadığı Brezilya pembe dizilerinin doğurganlık üstündeki etkisi nedir? Cevap şu: Pembe diziler doğurganlığı düşürüyor, özellikle de yoksul ailelerde… Yani, pembe dizi izleyenler daha az çocuk yapıyor!

Makalenin başlığı şu: “Soap Operas and Fertility: Evidence from Brazil” adresi: http://d.repec.org/n?u=RePEc:cpr:ceprdp:6785&r=dev

Aslında Türkiye’deki iktisatçılar da buna benzer araştırmalar yapabilir. Örneğin, şu soruların cevaplanması aydınlatıcı olacaktır.

1. Acaba Kurtlar Vadisi’nin siyah takım elbise ve makosen ayakkabı talebine etkisi nedir? [Bu arada, makosen ayakkabıyla adam mı kovalanır yahu, kayıp düşersiniz maazallah!]

2. Televizyon kanallarının yayına sokup da 2 bölüm sonra yayından kaldırdıkları dizilere harcanan emek, para ve zamanı eğitime ve Ar-Ge’ye harcasaydık acaba bunun teknolojik gelişme ve iktisadi büyüme üstündeki etkisi ne olurdu?

3. Bir şarkıcımızın “kondom” adlı şarkısının anaokululuna giden çocukların milli marşı haline gelmiş olmasının Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “üç çocuk yapın” önerisine etkisi ve nüfus idaresi projeksiyonları açısından ehemmiyeti nedir?

4. Pijama talebinde Gaffur etkisi? (Bir etki olduğunu biliyoruz ama kimse ölçmedi…)

Örnekler çoğaltılabilir…

Dani Rodrik: Neden Bazı Ülkeler Zenginleşirken diğerleri Yoksul Kalıyor? Mayıs 8, 2008

Posted by aydinonat in Uncategorized.
add a comment

Frans de Waal Mayıs 8, 2008

Posted by aydinonat in Uncategorized.
add a comment

Frans de Waal‘ın Freakonomics okuyucularının sorularına verdiği yanıtları okumak için tıklayın!

Frans de Waal da kim diyorsanız, öğrenmek için tıklayın!

Araştırmacı Gazetecilik? Mayıs 8, 2008

Posted by aydinonat in Uncategorized.
1 comment so far


7 Mayıs 2008 tarihli Hürriyet gazetesinden bir cümle; sayın Bay Ertuğrul Özkök diyor ki:

“Ben bugün de araştırmacı gazeteciliğime devam ediyorum ve dillerdeki yemek davetinden yeni dedikoduları aktarıyorum.

Evet. Araştırmacı gazeteci dediğin dedikodu aktarır. Başka ne yapacaktı ya! Değil mi Cevat abi?

Gıda Fiyatları, Gıda Krizi: Prinç yoksa Bulgur mu? Mayıs 2, 2008

Posted by aydinonat in Uncategorized.
add a comment

Gıda fiyatları meselesiyle ile ilgileniyorsanız, buraya tıklayarak son zamanlarda çeşitli bloglarda gıda fiyatları hakkında yayınlanan bazı yazılara ulaşabilirsiniz:

Etkisiz Muhalefet Mayıs 2, 2008

Posted by aydinonat in Uncategorized.
add a comment


The Economist’te yayınlanan “An ineffective opposition: The sad irrelevance of Turkey’s main opposition leader” başlıklı yazı ilginizi çekebilir.

Kalkınma ve Çokeşlilik!: "Üç karımla yaşıyoruz kime ne?" Nisan 26, 2008

Posted by aydinonat in İktisat ve Hayat.
1 comment so far

Tekbir Giyim‘in sahibi Mustafa Karaduman geçenlerde “Üç karımla yaşıyoruz kime ne?” [haber1, haber2] diyerek infial yaratmıştı. Sabah gazetesinde 2006 yılında yayınlanan röportaja göre Mustafa Bey “‘İslam zinaya karşı dört evlilik vermiş” diyor ve bakın soruları nasıl yanıtlıyor:

Kaç eşiniz var? -Yedi çocuğum tek hanımdandır. Tabii Kur’an’ın hükümlerinin karşısına geçmek mümkün değil. Dört eşliliğe karşı olmam da mümkün değil, çünkü helaldir. Ancak Türkiye’nin şartları olduğunu da kabul ediyorum. -İkinci eş isteseniz, eşiniz ne der? -Türkiye koşullarında kabul etmez. İslam ülkelerinde, bir adam ikinci, üçüncü kez evlenebiliyor. Düğün hazırlıklarını eşiyle birlikte yapıyor. Oradaki kültür o!.. Türkiye’de ise bunun tersi. Burada gayri meşru hayata sıcak bakılıyor ve kimsenin tepkisi yok. Ancak biri, Allah’ın emriyle evlendiğinde, yer yerinden oynuyor; buna Müslümanlar bile tepki gösteriyor!” [kaynak]

(Eğer Mustafa Bey’in bugün söyledikleri doğruysa, kendisi 2006′da eşinin ikinci eş isteğini kabul etmeyeceğini söylerken sanırım doğruyu söylemiyordu — ya da zaten ikinci eşi çoktan almış olduğu için soruyu ciddiye almamıştı.)

Aynı Mustafa Bey, bahsi geçen röportajda bir de şöyle demiş:

İlkokulu bitirdiğimde, teyzemin kızıyla sözümüz vardı. Ancak onlar Malatya’ya taşınmışlardı. Babam onu getirmeye gittiğinde, ‘Kızımız nasıl köye gider de, yaşar!’ düşüncesiyle babası kızı bize vermedi!.. Kadınları ulaşılması zor gibi düşündüm!.. Bu, maddi yoksulluğun vermiş olduğu bir düşünce de olabilir. Utangaçtım da!.. ” [kaynak]

Anladığımız kadarıyla maddi durum iyileşince Mustafa Bey’in birden fazla eş alması mümkün olmuş. Defileler sayesinde de utangaçlığı azalmıştır sanırım (bakınız üstteki foto). Her neyse, tüm bunlardan bize ne öyle değil mi? Değil! Bugünkü konumuz iktisadi kalkınma ve çokeşlilik.

Soru şu: Neden gelişmiş ülkelerde tekeşlilik hakimken az gelişmiş ülkelerde çokeşlilik görülmektedir? İktisadi kalkınma ile eş sayısındaki azalma arasındaki ilişkinin nedenleri nelerdir?

Literatürde çokeşliliğin nedenlerinden birinin erkekler arasındaki eşitsizlik olduğu söyleniyor. Yani, Mustafa Bey’in gençliğinde yaşadıkları ve düşündükleri doğru olabilir. Az gelişmiş toplumlarda, parası olmayan erkekler tek eşi bile zor bulurken, parası olanlar birden fazla eşle birlikte olabiliyorlar. Mustafa Bey’in para kazanmaya başladıktan sonra eş sayısını arttırması bu duruma örnek teşkil ediyor olabilir (tabii olmayabilir de!). Bu durumun açıklaması, daha fazla para ve güce sahip erkeklerin daha fazla çocuğa bakabilecek olması. Teoriye göre kadınlar çocuklarına güvenli bir gelecek sağlayacak erkekleri tercih ediyorlar. (Burada evrim teorisini de devreye sokabiliriz ama onu karıştırmayalım şimdi!) Ancak, sorun şu: eşitsizlik sadece az gelişmiş toplumlarda olan bir şey değil. Gelişmiş toplumlarda da erkekler arasında büyük gelir (ve güç) farklılıkları var. Dolayısıyla, bu açıklama çokeşliliğin gelişmiş toplumlarda yok olmasını açıklığa kavuşturmuyor. Yani, eğer çokeşliliğin tek nedeni erkekler arasındaki eşitsizlik olsaydı, gelişmiş toplumlarda da çokeşlilik olması gerekirdi. Buna tekeşliliğin gizemi diyebiliriz!

Eric D. Gould, Omer Moav ve Avi Shimhon adlı üç iktisatçı bu gizemi ortadan kaldırmaya çalışmışlar. Konuyla ilgili “The Mystery of Monogamy” başlıklı makaleleri American Economic Review‘in Mart 2008 sayısında yayınlandı. (Makaleye ulaşmak için buraya tıklayın [üyelik gerekiyor]! Makalenin üyelik gerektirmeyen başka bir versiyonuna ulaşmak için buraya tıklayın!) Baştan uyarayım, makale oldukça tartışmalı iddialar içeriyor!

Yazarlara göre erkekler arasındaki eşitsizliğin kaynağı, nedeni çokeşlilik açısından önemli. Teoriye göre, az gelişmiş toplumlardaki eşitsizlik genelde sadece mal ve mülk miktarındaki farklardan kaynaklanırken, gelişmiş toplumlarda eşitsizlik çoğu zaman beşeri sermaye (eğitim, deneyim vb.) arasındaki farklardan kaynaklanıyor. Yazarlar buradan yola çıkarak gelişmiş ülkelerde zengin erkeklerin yoksul erkeklere daha “kaliteli” (e.g., eğitimli) olduğunu ve sadece çocuk sahibi olmak yerine “kaliteli” çocuk sahibi olmak (e.g., çocuklarını iyi yetiştirmek) istediklerini varsayıyor! Modeler göre “kaliteli” çocuk yetiştirmek için “kaliteli” (e.g., eğitimli) bir kadınla birlikte olmak gerekiyor. Dolayısıyla, “kaliteli” erkekler çocuk sahibi olmak için herhangi bir kadınla değil, “kaliteli” çocuk yetiştirmeye uygun “kaliteli” bir (veya birkaç) kadınla birlikte olmak istiyorlar. Modelde kadınlar arasında da eşitsizlik olduğu için “kaliteli” kadınlar “kıt” kaynak haline geliyor. (Farklı “kalite”de kadınlar birbirini ikame edemiyor!) Piyasa mekanizması “kaliteli” kadınların “değer”inin artmasına neden olduğu için zengin (makaleye göre “kaliteli”) erkekler birden fazla “kaliteli” kadın sahibi olamıyor (bu çok maliyetli!). Kısaca, makaleye göre az gelişmiş toplumlarda erkekler arasındaki eşitsizlik çokeşliliğe neden olurken, gelişmiş ülkelerde kadınlar arasındaki eşitsizlik önem kazandığı için çokeşlilik azalıyor veya yok oluyor. (Bu makalenin iddialarına inanacak olursak, Mustafa Bey’in ve eşlerinin beşeri sermayesinin (eğitim düzeyinin) düşük olduğunu ve iyi çocuklar yetiştirmek gibi bir dertleri olmadığını söyleyebiliriz. Ama makale böyle bir sonuç çıkarmamıza izin vermeyecek ölçüde sorunlu!)

Dediğim gibi model tartışmalı önermeler içeriyor. Ama yine de bir göz atmakta fayda var. Sonuçta İktisadın en prestijli dergilerinden birinde yayınlanmış bir makale bu!

Başka bir iddiaya göre gelişmiş toplumlarda çokeşlilik yok olmuş değil! Sadece çokeşlilik gizli bir biçimde sürdürülüyor. Yani iddiaya göre zengin erkekler (kadınlar), yoksul erkeklere (kadınlara) kıyasala daha çok kadınla (erkekle) birlikte olmaya devam ediyorlar ama sadece biriyle evleniyorlar. Ya da sık sık evlenip boşanarak bir tür seri çokeşlilik sergiliyorlar. Sanırım, magazin dünyası bu iddiayı doğrulamamızı sağlayacak veriler sunuyor. Peki, eğer bu iddia doğruysa, neden gelişmiş ülkelerde bir tekeşlilik durumu kanıksanmış durumda? Yani, eğer bu iddia doğruysa neden birden fazla kişiyle evlenmeye imkan veren yasalar yok? York Üniversitesi iktisat bölümünden Nils-Petter Lagerlof “Pacifiying Monogamy: The Mystery Revisited” başlıklı makalesinde bu soruyu yanıtlamaya çalışmış (makaleyi okumak için buraya tıklayın!). Lagerlof, az sayıda erkeğin çok sayıda kadınla birlikte olduğu bir dünyada (modelde) eş bulamayan erkeklerin ayaklanacağını, bu sebeple de böyle bir düzenin sürdürülebilir olmadığını varsayıyor (iddia ediyor!). Dolayısıyla, böyle bir toplumda eş sayısını yasal olarak sınırlamanın “mutlu azınlığın” işine geleceğini söylüyor. Bu illa ki tek eşlilik yaratacak bir durum değil elbet. Nasıl tek eşlilik bir sınırlama ise sadece dört eşe izin verilmesi de bir sınırlama olarak kabul edilebilir (dolayısıyla Lagerlof’un modeli bize dört eş kuralının Mustafa Bey’in düşündüğünden çok farklı bir nedeni olabileceğini söylüyor). Lagerlof, kalkınma ile birlikte nüfusun artmasının, çok eşli azınlığa karşı ayaklanma çıkması riskini (ve ayaklanmanın maliyetini) arttıracağını, dolayısıyla kalkınmanın eş sayısının azalmasına yol açacağını söylüyor. Ama tabii bütün bu düzenlemeler eş bulamayan erkeklerin ayaklanmasını engellemek için yapıldığı için güçlü ve/veya zengin insanlar yasların izin verdiği kadar eşle evlenip geri kalanıyla evlilik dışı ilişki yaşıyorlar. (Sanırım bu durum Mustafa Bey’in durumuna da uyuyor! Eşlerinden biriyle evli, diğerleriyle ise birlikte yaşıyor (imam nikahlı?) anladığım kadarıyla! Lagerlof’un modeli doğruysa aranızda bu duruma isyan edenler olmalı!)

Tekeşlilik ve gelişmişlik ilişkisiyle ilgili eminim ki pek çok başka çalışma vardır. Ama iktisatçıların bakış açısından durum budur. Bu yazıda bahsettiğim iki makale de bence oldukça sorunlu. Her iki makalenin de ortak hatası (bana göre) eş sayısı meselesini bir sonraki nesle aktarılacak çocuk sayısı ile ilişkilendirmeleri. Çocuk sayısı az gelişmiş toplumlarda gelişmiş toplumlara kıyasla daha önemli çünkü (1) doğum kontrol yöntemleri az gelişmiş toplumlarda uygulanmıyor, (2) kalkınma çocuk yetiştirmenin maliyetini arttırıyor, (3) doğum kontrolü nedeniyle gelişmiş toplumlarda çocuk sahibi olmadan da çok eşli olmak mümkün. Makaleler, diğer sorunlu varsayımlarına ek olarak, gelişmiş ekonomilerde doğum oranlarının daha düşük olmasını dikkate almıyor. Dolayısıyla, aslında tek eşliliğin gizemini de açıklamıyor. Makalelerin cinsiyetçi bir bakış açısına sahip oldukları da söylenebilir…

İşte iktisatçılar böyle garip insanlar. Mustafa Bey’e gelince: Mustafa Bey sadece çokeşliliği savunduğu için değil, tesettür defileleri düzenleyerek, kendi değerleri ile çelişiyor göründüğü için de pek çok sosyal bilimciyi sıkıntıya sokacak bir profil çiziyor. Türkiye’nin ne kadar gelişmiş olduğunu anlayabilmek için Mustafa Bey’i iyi incelemek/anlamak lazım! Ben bir “iktisatçı” olarak baştan söyleyeyim, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “üç çocuk yapın” dediği bir modelde (dünyada) denge, kişi başına gelirin 10bin dolar(!) olduğu ve (gelir dağılımın iyice bozulması nedeniyle) Mustafa Bey’lerin cirit attığı bir noktada oluşur ve Deniz Baykal ana muhalefet partisi lideri olmaya ısrarla devam eder! (CHP’de bir değişim olursa — kurultaydan farklı bir sonuç çıkarsa — bu sözümü seve seve geri alırım!)

Notlar:

1. Aile iktisadı ile ilgili klasik bir çalışma okumak isterseniz, şuna bakın: Becker, G. (1991) A Treatise on the Family, Cambridge: Harvard University Press.

2. Gelimiş ülkelerde de çokeşlilik örnekleri var. Örneğin, şu haberi hatırlayın: “ABD’nin Teksas eyaletinde, çokeşliliği savunan Mormon mensuplarının kurduğu bir çiftliğe düzenlenen tarikat operasyonunda 534 kadın ve çocuk kurtarıldı.

3. Mustafa Karaduman’ın Tuğba Özay ile el sıkıştığı anı belgeleyen fotoğraf Kenthaber internet sitesinden alınmıştır (sanırım fotoğraf ilk olarak Milliyet gazetesinde yayınlandı). Referans gazetesinden Murat Sabuncu bu an ile ilgili şunları yazmış: “Tekbir’in sahibi Mustafa Karaduman’ı, Tuğba Özay’ı uğurlarken gördüm. Özay, başına kovboy şapkasını takmış; mini eteğini giymiş, Karaduman’ın başörtülü sunucudan esirgediği eli sıkıyordu. Diğer kapıdan “karikatür kriziyle İslam dünyasının tepkisini çeken Danimarka”nın Ankara Büyükelçisi Christian Hoppe’un manken kızı Liza çıkıyordu. Karışımı-karışıklığı bol bir geceydi. Siz isterseniz karışımı seçin ve ılımlı bir mesaj verin, isterseniz karışık deyin rahatsızlığınızı dile getirin. Karar sizin…” [haber]